Yapabileceklerimi Yaşayabilme Zamanı

Aşağıdaki yazı, 9 yıllık iş hayatının sonunda geç te olsa kendini keşfedebilmiş, cesaretini yitirmemiş birinin yazısıdır (benim). Amacım birini kötülemek, eleştirmek değil, sadece geç uyanışların getirmiş olduğu sıkıntıları görebilmeyi sağlamak… 

 

Hani soranlar var ya bana neden ayrılıyorsun diye (bir türlü anlam veremeyenler, rahat mı batıyor diye düşünenler, işten ayrılmamı gereksiz bulanlar, hatta bu yazıyı yazmamı gereksiz bulanlar bile olabilir) işte bu yazı bundan dolayı yazıldı. Çünkü yaşanan şeylere bütün bakma taraftarıyım ben. Bu yazıyı okuduktan sonra “he şimdi anladım” diyenler olur muhakkak.

 

Öncelikle ayrılma nedenim sadece sağlık sorunum değil, tabiki de sağlığımın bozulması çok şeyi etkiledi ama insanoğlu bu. (neyse sadete gelelim)

 

Şu zamana kadar öğrendiğim çok şey oldu ve hala daha devam ediyor aslında…

Buranın iyi ya da kötü birçok katkısı oldu. Bana kattığı şeyler kadar benden aldığı şeyler de oldu.

 

Yapı gereği inatçı, içe kapanık ve sürekli kendini zorlayan bu bünye bir zaman sonra hata vermeye başladı tabi…

 

Küçüklüğümden beri birçok hayalim oldu geleceğimle ilgili, mesleğimle ilgili… İlkokulda öğretmenime “Bilim adamı ya da Astrolog olmak istiyorum”, ortaokulda “Matematik Öğretmeni”, lise başında “edebiyat öğretmeni” lise biterken “pdr” ve sonrasında, bankacı, grafiker, web tasarımcı ve reklamcı…

 

Her biriyle ilgili ciddi hayallerim vardı. Hayalini ettiğim meslekle ilgili araştırmalarım, kendimi geliştirmelerim sürekli oldu. Ama her defasında ileriye gidemedim. Ayrıca her defasında da kendimi hep zorladım. Bazen engellerden dolayı, bazen şaşırmışlıktan, bazen şansızlıktan olmadı işte…  İstediğim şeyler zor değildi aslında herhangi birini yapabilirdim belki lakin ben işin de zor olanını seviyordum. Zoru mu seviyordum yoksa bu benim kaderim miydi bilmiyorum (çünkü gönül işlerim bile yürümüyordu) ama neticede geç te olsa kendime gelmeliydim.

 

Bir insan ya şanslıdır; kısmet ayağına gelir, değerlendirmesini bilirse sonucu olumlu olur, ya da çok çalışır ve çabalar; ulaşmak istediği yere doğru ilerler. (diğer olasılıkları düşünemiyorum açıkçası)

 

Şanslıydım çünkü;

Liseden sonra isteğim puana ulaşamadım, ayrıca ailemin maddi durumu da iyi değildi. Bir yönlendirenim de yoktu. Baktım bu böyle olmayacak, o zamanlar “mynet kariyer” vardı. Bilinçsiz şekilde birçok yere başvurdum. Şans eseri ilk başvuru ilk geri dönüş burası oldu.  Benle ilk görüşen; kocaman odadaki kocaman masasıyla, parlak açık tepesi ve iri siyah gözleri ile Polat Hoca. Sonrasında da bana çok emeği geçen Zübeyir Hoca.

 

İş hayatımın ilk temellerini burada oluşturdum, çoğu şeyi burada öğrendim. Tanıtım ekibindeydim ilk zamanlar. Üniversiteye hazırlanırken bir yandan çalışarak harçlığımı çıkarmak iyi geliyordu.

Ayrıca bir yandan çalışıp, bir yandan üniversite sınavlarına hazırlanırken, şans yine yüzüme güldü ve İngilizce kursuna başladım ve orta seviyeye kadar ilerlettim.

 

(Buranın tuhaf bir çekim gücü vardı benim için, bunu zamanla anlayacaktım.)

 

Buradaki sıcak ortamın diğer adı “…… Ailesi” idi. Bunu ilk olarak bana iş hayatı boyunca çokça katkıda bulunan Ahu’dan duymuştum.

 

Bir yandan İngilizce kursuna devam ederken, gel zaman git zaman grafikerliğe merak salmıştım, kursa gidiyordum ve bu işi öğrenmeye gerçekten niyetim vardı. İleride çok iyi tasarımlarımın olacağına dair grafik hocam övüp övüp duruyordu. Ben de kendimi kaptırmaya başlamıştım, ta ki…

 

Buranın eski çalışanlarından Aliye Rona (ismi pek anılmak istenmeyen, vukuatlı biri, bu yüzden kendisine Aliye Rona diyorum) bir gün bana dedi ki; “ elifcim artık buraya daha fazla vakit ayırman gerekiyor, boşver grafikerliği şimdi, burda hazır iş var, eğitim danışmanı olursun, ben müdürle konuşcam seni buraya alcaz, sigortanda olur hem. Ayrıca Ahu aramızdan ayrılacak kimseye söyleme aramızda kalsın, kendisi de saklıyor zaten üzgün hem. Sen bizi ve burayı biliyorsun daha çok göstermen lazım kendini. Ben senin iş saatlerini düzenlicem.” (konuşmaz olaydık iyiydi)

 

Aliye Rona çok iyi bir analizciydi bana göre. Yoksa ki bu kadar sağlam adımlarla, bu kadar uzun süre, bunca yalan nasıl devam edebilirdi ki…  (ya da etrafındaki kişiler çok saftı, örnek:ben)

 

Beni o kadar çok yönlendiriyordu ve telkinlerde bulunuyordu ki. Bir dönem Kadıköy şubede elemen eksikliği vardı ve beni 1 aylığına oraya göndermeye ikna etmişti. Tabi bu süreç içinde benim hayalimdeki grafikerlik uzatmalara gitmişti, vakit ayıramıyordum. Kadıköy şubedeki bir ayım dolmak üzereydi ve ben durumumla ilgili Aliye Rona’ya telefon açtım. O kadar soğuk ve baştan savma konuşmuştu ki… “ aaa elifcim ben seni unuttum yaa, demeyi de unuttum, bizim artık sana ihtiyacımız yok, yani bundan sonra ne yaparsın bilemiyorum ama…” cümlenin sonunu duyamamıştım çünkü kan beynime sıçramıştı resmen. Ne yapmıştım ya da ne yapmamıştım ki istenmiyordum acaba?! Tamam burayla ilgili çok ta kayda değer hayallerim olmayabilirdi ama sonuç itibari ile hem kendimi kandırılmış hissediyordum hem de başıboş.

 

Bu moral bozukluğu ile eve dönen ben haliyle anneme ve babama olan biteni anlatmak durumunda kaldım. Aliye Rona’nın gazına gelip, üniversite sınavlarına çalışmayı yavaşlattığımı , benim için garanti iş görülen banka sınavlarına girmeyişimi, grafikerlik kursunu uzattığımı, eğitim danışmanlığı pozisyonunun 1 aylık olduğunu… (kabul ediyorum az biraz bende de saflık varmış)

 

 

Bu aşamadan sonra büyük bir boşluğa düşmüştüm, kendimi işe yaramaz, vasıfsız, önüne gelen kısmetleri salak gibi kaçıran bir kişi olarak görmeye başlamıştım. Liseden sonra ikinci büyük depresyonumu yaşıyordum. Bu süreç devam ederken ailem beni bankacılık sınavlarına girmem konusunda ikna etmişti. Bu sınavlara çalışıp sınavı iyi bir derecede kazanıp, İş Bankasında çalışmaya başladım. İşi çabuk kavramıştım. Naif duruşum, şefim ve müdürlerin hoşuna gitmişti. Dikkat çekmeyi başarmıştım. İş iyi bir işti aslında; üç ayda bir çift maaş, hem ssk hem özel sigorta, yemek, servis, binada özel doktor hizmeti… (neden bu işten ayrıldın ki deli misin sen diyebilirsiniz tabi)

 

Şu anda orda çalışıyor olsaydım; dokuz yıllık çalışan olarak, bir evim, bir arabam, yıllık 40 gün tatil iznim ve belki de kocam ve çocuklarım bile olmuştu, (kısmetinde ne varsa onu yaşıyorsun bir şekilde, er ya da geç, kolay ya da zor )lakin bu iş benim işim değildi. Yaptığım iş zevk vermiyordu, eğer beni mutlu eden para olsaydı o zaman sorun olmazdı. Ve depresyon tedavim bitmeden yeniden başlamıştı. Buna artı olarak bu kadar sıkıntı ve stres sonrası bir de mide rahatsızlığı başlamıştı. (hay aksi, vardır her işte bi hayır)

 

Bankadan ayrıldıktan yaklaşık bir ay sonrasında Ender beni aramıştı ve işten ayrıldığımı öğrenmiş, beni buraya çalışmaya çağırıyordu.

Birkaç iş görüşmem olmuştu ama niyeyse gönlüm buradan yanaydı. (kaderin cilvesi herhalde)

 

Ve Fetret Dönemi mi desem yoksa yeniliği ve otoritesi ile ün salmış 3.Selim mi desem bilemiyorum ama bildiğim; kendisini lider sıfatına yakıştırmam, defalarca beni satış becerisi konusunda uyarması, eleştirmesi, aksilikleri, iğrenç esprileri ve bir yandan da babacan tavırları ile Selim Hoca…

 

Bu dönemden itibaren çok renkli kişiliklerle çalıştım aslında. Ve ben de bir zaman sonra o renkli kişiliklerden biri oldum. (gerçi o renklerden bir şey kalmadı bende artık ama)

 

Bu süreç içinde birçok şey kazandım. İş tecrübem arttı, yeni arkadaşlıklar edindim. İyisiyle kötüsüyle çok insan tanıdım, onlarla çalışmayı öğrendim.

Bir gün ufkumun açılmasını sağlayan bir durum yaşandı. İlk etapta çok saçma gelmişti ve sinirlenmiştim lakin sonradan anlamıştım durumun gerçeğini.

 

Selim Hoca bir gün karşıma oturup alaycı bir tavırla (ki aslında bana öyle gelmişti çünkü kendisi insanları gaza getirmeye bayılırdı) “senin bir vizyonun var mı, yani ne olacaksın sen ilerde, ne yapmayı planlıyorsun , hedefin ne, fotoğraf çek çek nereye kadar, fotoğrafçı mı olcan?” Kem küm yapıp cevap verememiştim ayrıca saçma da gelmişti. Çalışıyorum işte! Daha ne olsun?!

 

Aslında güzel sorulardı. Sahi ben kimdim, ne yapıyordum, geleceğe yönelik planım neydi, en önemlisi belki mutluydum ama umutlu muydum peki? Ne yapacaktım evde oturup zengin koca mı bekleyecektim?! (güzel olsam olabilirdi belki ama riske değmezdi neticede)

 

Evet artık kendimi analiz etme zamanı gelmişti de belki geçiyordu bile. Şöyle bir baktım kendime; aöf 2 yıllıktan mezun, şu ana kadar pek bir cesaret işi gösterememiş, inisiyatif konusunda kendine güvenmeyen biri vardı. Kalemim iyi sayılırdı, işi çabuk kavrayabiliyordum, fotoğrafçılığın getirmiş olduğu görsellik işime yarabiliyordu, eskiye nazaran insan ilişkilerim ve iletişim becerim daha iyiydi. Yeniliği ve üretmeyi seviyordum. (ehh pek te kayda değer bir şey yoktu ortada aslında) Para elbet önemliydi ama benim mutluluğum çok daha önemliydi. Uğraşım öyle bir şey olmalıydı ki; kendimi gösterebilmeliydim, takdir edilmeliydim çünkü bunları çok az görebilmiştim.

 

Bu düşünceler hala daha aklımdayken;

Buranın çalışanları için satış eğitimi verilecekti Nevin Hanım tarafından. Kendisi iş hayatında gerçekten profesyonel biriydi, sadece satış değil aynı zamanda insan ilişkileri ve yaşam koçu olarak çokça yararı olmuştu. Nevin Hanım ufkumun ikinci kez açılmasını sağlamıştı. Benim faydalı olabileceğim yönlerimi keşfetmiş ve beni yönlendirmişti.

 

Bir zaman sonra bilgisayara, teknolojiye olan eğilimim, yenilikleri sevmem sayesinde Barış beni sosyal medyaya yönlendirdi.

 

Sosyal medya; sadece facebook, twitter, instagram gibi basit uygulama programlarını yürütme işi değildi tabi. Bu işin daha detaylı kısımları vardı, bunu tek başıma öğrenemezdim ve Barış ta bir yere kadar yardım edebilirdi bana. Ayrıca ben bu işi yapacaksam bunun eğitimini almalıydım hem de iyi bir yerden. Eğitim veren yerleri araştırıyordum, ders günleri ve saatleri bana uymuyordu ne yazık ki… Selim Hocadan izin almam gerekiyordu ve kendisine konuyu açtığımda izin günümü değiştirebileceğimi ve hatta eğitim ücretinin bana geri ödenebileceğini söylemişti (eğitimde öğrendiklerimi burada uygulamam şartıyla tabi). Kenarıma ayırdığım parayı bu eğitime yatırmıştım (bu benim için yüklü bir meblağ idi).

 

Ama bu iş umduğum gibi olmadı tabi. Esas istediğim reklam alanı apayrı bir iş bölümüydü aslında. Ve benim burada ilk işim satış yapmak ikinci işim eğitim danışmanlığı yapmak idi. E kaldı ki sosyal medyayı yürütebileyim. Bir de işi bilmeyen vatandaşlar benim işimi yapmaya kalkınca, bu işi hedeflediğim yere götüremediğim için kalakaldım. Dolasıyla eğitim için harcamış olduğum para da boşa gitmişti bir anlamda.

 

Yaklaşık bir buçuk iki yıldır iş değiştirme niyetindeydim zaten. Ama gerçekten de alnına yazılanı değiştiremiyorsun galiba.

 

Önce seçtiğim bu iş alanında yeteri kadar tecrübem yoktu ve maddi sıkıntılar da vardı, yeni bir iş konusunu bir müddet ertelemem gerekiyordu. Bu süreçte ek işler bularak kendimi geliştirmeye çalıştım.

 

Sonrasında yani geçen yaz işten ayrılmayı kafaya koymuştum, başka iş alanına kaydığımdan dolayı bu işim bana mutluluk vermemeye başlamıştı. Artık deneyimim de vardı tam sorun yok, yeni iş başvuruları yapıyorum derken…

 

Yeni müdürümüz Tuğrul Hoca bana Ahu’nun işten ayrılacağını, Ender’in de Selim Hoca’nın yanında olduğunu, yeni birinin gelmesindense benim burada durmam gerektiğini ve bana ihtiyaç olacağını belirtti. Kendisine benim hayallerimin farklı olduğunu, farklı bir iş alanında çalışmak istediğimi de belirmiştim ayrıca. Sonrasında Ahu ile görüşmüştüm ve işlerin çoğunu zaten bana öğrettiğini ve görevini bana teslim edeceğini söylemişti.

 

Fedakârlık mı, basiret kapanması mı, kader mi bilemem ama burada kalmaya ikna olmuştum yine. Esas istediğim hatta olumlu sonuçlanan işleri geri çevirmiş ve hatta aileme de bundan bahsetmiştim.

 

Bir ay sonrasında haberim olmuştu Ender’in Ahu’nun görevlerini alacağı (keşke daha erken haberim olsaydı, iş görüşmelerini değerlendirmiş olurdum diye düşünüyordum)… Ama iş işten geçmişti artık, neyse hala daha yiyeceğim ekmeğim vardı buradan demek ki…(ahh ahhh, ailem bundan sonra buraya karşı soğumuştu bir de)

 

Aslında Ahu işten ayrılırken ben de gidebilirdim ama iki kişinin birden işten ayrılması burası için kötü olabilirdi. Tüm yük Ender’in üzerine kalabilirdi.

 

İş yoğunluğunun artması, üzüntü, sıkıntı, stres, gelecek kaygısı, derken bir de sağlık problemim başlamıştı (merhaba epilepsi)…

 

Kafam içindeki yaşanan sarsıntılı depremler, gün boyu sürebilen mide bulantısı, baş dönmesi ve ağrısı… Nöbetlerim sonrası yaşadığım korku… Dalıp gidişlerimin çevremdekileri korkutması… Kendime faydam yoktu ki başkalarına olsun. (herşeyin bir sebebi vardır aslında, önemli olan iyi sebepler olsun)

 

Ender’e yardım için buradaydım, arkadaşlarımı sevdiğim için destek çıkıyordum, Başakşehir Ebru’suna nazaran seviyordum burayı yine de… Hatta Libyalı Muhammad’e rağmen… Leyla Büşü, Deli Büşü, meşgul insan Tuğrulhocası, içi dışı farklı ama özünde iyi olan Sadosu, yemek denince akla ilk gelen AhmetSivili, hiçbir yardımını esirgemeyen Muhsinabisi, demirbaşlardan şükrüabisi, Çılgın Hayriyesi, kendi halinde olan Cihanı, ayaklı gazete Nebiyeablası, farklı tarzıyla Qb, sohbetiyle (sohbet ayrımı yok, her sohbete açık) Şenkalı, hayali ajandasını tuttuğum MineBasmazı, prenses selamıyla Ümiti, burçdaşım Deryayı, aktifliği ile Pelini, baş belası da olsa İrfanı, sürekli iş çıkaran Muhammeti ve daha birçok kişi… Dedim ya farklı bir şey vardı, burada durmamı sağlayan.

 

Buradan ayrılırken sağlık problemlerimden dolayı değil de farklı bir iş buldum bu yüzden ayrılıyorum demeyi gerçekten çok isterdim. Sebebin de hayırlı olanı güzel sonuçta.

 

Ama yaşanan her şeyden bir şey öğrenmek gerekiyormuş, bunu zamanla daha iyi anladım. Şu hayatta en önemli şey insanın kendisi… Hayallerini ne olursa olsun ertelememesi…

 

Şimdi kendimi dinleme, kendime gelme, Elif olabilme ve en önemlisi istediğimi yapabilme şansını yakalama zamanı…

 

YAPTIKLARIMIZI YAŞAYAMIYORUZ, SADECE BAŞKALARINI BUNA İKNA EDİYORUZ… Jean-JacquesRousseau böyle demiş.

Bana da yapabileceklerimizi yaşayabilmek kalıyor artık…

 

büyükada

 Not: Bu yazının izinsiz kullanılmaması rica olunur.

Elif Çeşminaz ÖZDEMİR

Efuli

 

 

 

4 thoughts on “Yapabileceklerimi Yaşayabilme Zamanı

  1. Elifciğim,üzülme lütfen. Her şey geçer. Önemli olan sağlığın,inşallah kısa zamanda sağlığına kavuşursun. Daha çok gençsin,eminim bütün hayallerini gerçekleştirirsin. Kendine çok iyi bak.
    Seni çoook seviyorum 😍

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir